Büyük Olayların Kısa Tarihi

“Artık zaman hızla akıyor. Gündelik yaşamın değişme hızı tarihe bakışımızı da etkiliyor. Daha birkaç gün önce, belki de canlı tanığı olduğumuz önemli bir olay birkaç hafta içinde unutulup gidiyor; yerini yeni olaylara, yeni tartışmalara, yeni yaşamlara bırakıyor. Bildiğimizi sandığımız hatta tanıklık ettiğimiz pek çok olayı hatırlamakta bile güçlük çekiyoruz. Zamanın silip götürdüğü şey sadece tarih olmuyor; hafızamız da uçup gidiyor. Geçmişe dayalı ilhamımız da arada kayboluyor. Geriye hiçbir şey kalmıyor.”

Prof. Dr. Tufan Gündüz “Büyük Olayların Kısa Tarihi” kitabının önsözüne bu cümlelerle başlıyor. Ahir zamanı yaşadığımız şu günlerde herkes de bu durumdan şikayet ediyor: Zaman çok hızlı akıp gidiyor.

Zamanın akışına müdahele edemiyoruz. İnsan olarak en güçsüz kaldığımız nokta bence ölümden sonra zamandır. Zamanı durdurmak, ileriye almak, geriye döndürmek, eğip bükmek kim bilir kaç yüzyıldır insanların hayallerini süslüyor. En büyük hayal ise zamanı durdurup ölümsüz olmak değil mi?

Zamanı parçalara ayırdığımız takvim yapraklarında bir yıl eskiden 365 gün, 1 gün 24 saat, 1 saat 60 dakika ve 1 dakika 60 saniyeydi. Şimdi yıllar günlere, günler saatlere, saatler dakikalara ve o da saniyelere tekabül eder hâle geldi. Hiçbir şeye vakti yetmeyen ama her şeyi başarmaya çalışan bir nesil olma yolunda ışık hızında ilerliyoruz. Yaşanmışlıklar bile sadece bir anlık yaşanır oldu, tabii buna yaşamak denirse…

Eskiden kırkı çıkmak diye bir deyim vardı hayatımızda mesela. Şimdi 40 gün değil 4 gün geçmeden her şey unutuluyor. Bireysel çevremizde yaşadıklarımızı unuttuğumuz kadar toplumsal olarak yaşadıklarımızı da unutuyoruz. “Unutursak kalbimiz kurusun” diyoruz ama neyi unutmayacaktık acaba?

Aliya’nın söylediği gibi, “Affedip affetmemek sizin elinizde. Fakat sakın unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır!”

“Büyük Olayların Kısa Tarihi” kitabı unuttuklarımızı hatırlamak için çok güzel bir kaynak. Hocalı’dan Srebrenica’ya, Hicaz Demiryolu’nun inşasından Türkçe Ezan’a kadar yakın tarihimizde ve yakın coğrafyamızda yaşanan önemli hadiselerin bir derlemesi yapılmış kitapta. Her hadise için birkaç sayfalık açıklama yapılırken çalışma görsellerle zenginleştirilmiş. Kitabı şöyle bir bakmak niyetiyle açtıysam da bırakamadım, tek oturuşta tamamını okudum. Okuduğum olayların bir kısmını bir yerlerden duymuş, okumuş olmakla birlikte çoğu olayın detaylarından hiç haberim yoktu. (Kitapta geçen tüm olayların sıralı listesi bu yazının sonunda bulunmaktadır.)

Özellikle Türkiye’nin siyasi ve ekonomik anlamda zorlandığı sıkıntılı dönemlerde ülkemizin yabancı ülkelerce nasıl zor durumda bırakıldığı ve boyun eğdirildiği dikkatimi çekti. Bugünkü duruşumuz için elfü elfi hamdolsun.

Kitapta dikkatimi çeken hususlar, altını çizdiğim bazı cümleler şu şekilde:

  • Süleyman Demirel “Ordu idareyi devralacaksa, yurt savunmasını kimler yapacak?” diye sorduğu günlerde Washington Post gazetesi “Demirel’in Günleri Sayılı” diye başlık atmıştı.
  • Refah Partisi DYP ile koalisyon kurduğu açıklanınca, ünlü Reuters Ajansı bunu “Erbakan, NATO’ya bağlı modern Türkiye’nin tarihindeki ilk İslamcı başbakan” başlığı ile duyurdu. Aslında bu habere çok şey gizlenmişti. Soğuk Savaş sonrası Türkiye serbest hareket edebilir miydi? Reuters’ın haberindeki NATO/İslamcı/Modern kelimeleri bilinçli mi seçilip yan yana getirilmişti.
  • 28 Şubat MGK toplantısı, aldığı kararlardan çok, kararların dikte ediliş biçimi bakımından önemliydi. Askerler, hükümete karşı açıkça tavır almışlardı. Kulaktan kulağa darbe yapılacağı haberi yayılmaktaydı. Koalisyonun Doğruyol kanadında istifalar başladı. Tansu Çiller hükümetin devamlı olmayacağı mesajını verdi. Nefeslerin tutulduğu sırada 14 Haziran 1997’de ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın açıklaması geldi. O, “Anayasal düzenin dışına çıkılmaması gerektiğini Ankara’ya bildirdik.” diyordu. Bundan sonra kimse fiili darbeden söz etmedi ama Türk siyasi kültürü “Postmodern Darbe” deyimi ile tanıştı.
  • [1957 Suriye Krizi] Türkiye’nin Suriye’ye karşı müdahele niyeti olmamasına rağmen askeri hazırlıklar yapması Türk-Arap ilişkilerine büyük zarar verdi. Amerika ve Sovyetler ise Türkiye’nin Suriye’yi işgalini önleyen ülkeler rolüyle Arap dünyasındaki prestijlerini arttırdılar.
  • Görgü tanıkları ormanlık alana kaçan, kaybolan, soğuktan donarak ölenlerin ya da bacaklarını kaybedenlerin de bulunduğunu bildirdilerse de bunlara dair herhangi bir açıklama yapılmadı. Ancak en korkuncu olayların içinde bizzat bulunan Serj Serkisyan’ın “Hocalıdan önce, Azerbaycanlılar bizim şaka yaptığımızı, Ermenilerin sivil topluma karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu kırmayı başardık.” demesidir.
  • 1944 yılında Almanya ve Japonya’nın geri çekilmeye başlaması Türkiye’yi hiç olmazsa savaşın sonunda safını belirleme mecburiyetinde bıraktı. 23 Şubat 1945’te her iki ülkeye de savaş ilan etti. Türkiye 2. Dünya Savaşı’na fiilen girmemişti ama hastalık, bakımsızlık ve başka sebeplerden 23663 askerini şehit vermişti. Madenlerde zor şartlarda çalışırken vefat edenlerin sayısı ise hiçbir zaman tam olarak bilinmedi. Yokluk ve kıtlığın sardığı Türkiye, 2. Dünya Savaşı’nda en fazla zarar gören ülkeler arasında yer almıştı.
  • Siyonist teşkilatlarının da çabalarıyla 1939 yılına kadar Filistin’deki Yahudi nüfusu yarım milyona ulaştı. Ancak Arapların Yahudi göçmenlere karşı sert itirazlarını göğüslemekten çekinen İngiltere, 2. Dünya Savaşı’nın başlarında Filistin’e Yahudi göçünü yasakladı. Yahudi teşkilatları bu yasağı şiddetle eleştirdikleri gibi Yahudilerin kurdukları İrgun örgütü İngilizlere karşı terör eylemlerinde bile bulundu. Üstelik kaçak yollarla Yahudi göçü devam etti. Kaçak göçleri Haganah adlı bir örgüt organize ediyordu.
  • Küba Krizi olaya dahil olan veya uzaktan gözlemleyen ülkelerin dış politikalarında derin tesirler uyandırdı. Fransa Küba Krizi’nden sonra kendi nükleer programını geliştirmek üzere NATO’dan ayrıldı. Küba Sovyetlere güvenemeyeceğini düşünerek Çin ile yakınlaşmaya başladı. Ama en önemli tramva Türkiye’de yaşandı, Amerika’nın kendi çıkarları söz konusu olunca Türkiye’yi hemen feda edebileceği açıkça görüldü. Bundan sonra Türkiye’nin ABD’nin kontrolünden çıkmak için zayıf hamleleri, ABD’nin ise her defasında Türkiye’yi sert bir şekilde cezalandıracağı siyasi krizler dönemi başlıyordu.
  • 20 Aralık 1945’te İstanbul Milletvekili Kazım Karabekir, “Boğazlar milletimizin hakikaten boğazıdır, oraya el uzattırmayız; fakat şu da bilinmelidir ki, Kars yaylası da milli belkemiğimizdir. Kırdırırsak yine mahvoluruz.” açıklamasını yaptığında, Türkiye ciddi bir dış tehdit ile karşı karşıyaydı.
  • [1941 Varlık Vergisi] Komisyonların çalışmaları sonucunda ülke genelinde 114.368 kişinin vergi ödemesi kararlaştırıldı. Bunlardan 3877’si gayrimüslim veya yabancı ülke vatandaşıydı. Tahakkuk ettirilen vergi miktarı ise 465 milyon liraydı. Ancak ilginç bir tablo ortaya çıkmıştı. Toplam verginin %70’e yakın bir bölümü gayrimüslim ve yabancı tüccarın payına düşüyordu.

Not: Prof. Dr. Tufan Gündüz’ün şu hatırasını dinlemenizi tavsiye ederim:

 


BÜYÜK OLAYLARIN KISA TARİHİ

Yazar: Prof. Dr. Tufan Gündüz

Yayınevi: Yeditepe Yayınevi

Web Sitesi: yeditepeyayinevi.com


ARKA KAPAK METNİ

1 Mayıs 1977, 5 Nisan Kararları, 6-7 Eylül Olayları, 6 Gün Savaşları, 11 Eylül, 12 Eylül Darbesi, 12 Mart Muhtırası, 24 Ocak Kararları, 28 Şubat, 150’liklerin Sürgünü, 1957 Suriye Krizi, 1958 Berlin Buhranı, Adnan Menderes’in Uçağı Düştü, Anadolu Parsı, Bab-ı Ali Baskını, Bağdat Paktı, Batı Trakya Türk Devleti, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in İdamı, Bozkurt-Lotus Davası, Cengiz Topel Olayı, D8 (Developed 8 Country), Dörtlerin Dönüşü, Dörtlü Takrir, Ecevit-İnönü Mücadelesi, Ekrem König Davası, Enver Paşa’nın Ölümü, EOKA Olayı, Gece Yarısı Ekspresi, Haşhaş Krizi, Hatay’ın Bağımsızlığı, Hicaz Demiryolu, Hocalı Katliamı, İndependenta Faciası, İran-Irak Savaşı, İran İslam Devrimi, İsrail Devleti’nin Kuruluşu, Kâbe Baskını, Kırım Türklerinin Sürgünü, Kitapçık Krizi, Kore Savaşı, Kosova’da Nato Harekâtı, Körfez Savaşı, Kuzey Yıldızı, Küba Krizi, Madımak Olayı, Marshall Yardımı, MC İktidarı Devrildi (Güneş Motel Olayı), Mısır’da İhvan Hareketi, Missouri Zırhlısının Türkiye Ziyareti, Naim Süleymanoğlu’nun Türkiye’ye Kaçışı, Nihat Erim Suikastı, Orly Katliamı, Özal Suikasti, Özgürlük Heykeli, Papa Suikasti, Refah Vapuru Faciası, Sadabad Paktı, Saddam’ın Devrilmesi ve Irak, Sovyetlerin Afganistan’ı İşgali, Srebrenica Katliamı, Struma Faciası, Sultan Galiyev, Suriye’de Hafız Esad Darbesi, Süveyş Krizi, Talat Paşa’nın Öldürülmesi, Türkçe Ezan, Türkiye Komünist Fırkası ve Mustafa Suphi, Türkiye’ye Silah Ambargosu, U-2 Olayı, Üsküdar Vapuru Faciası, Vecihi Hürkuş, Vietnam Savaşı…

Tarihimizin dönüm noktalarının anlatıldığı bu kitapta merak ettiğiniz birçok sorunun cevabını bulabileceksiniz.


Not: Bu yazı OKUR Dergisi’nin 1. sayısında (Mart-Nisan-Mayıs 2017) yayımlanmıştır.

Seyahat etmeyi çok seviyorum. Fotoğraf çekmek ve kitap okumak ise hayatımın bir parçası.