Rüzgarlı Pazar

“Bu rüzgar neyin nesi?

– Samyeli, Sam!

– Kim lan bu Sam?”

Yıl 2005 … Ortaokul ikinci sınıftayken Türkçe dersinde okumak için öğretmenimiz Rüzgarlı Pazar kitabını seçmişti. Uygun fiyatla almak için bir arkadaşımız topluca sipariş verip getirtmişti ve tüm sınıf olarak kitabı okumuştuk. Her derse belirli sayfaları okumuş ve özetlemiş olarak geliyorduk, öğretmenimiz de yazdığımız özeti kontrol ediyordu.

İşte böyle oldu Mustafa Kutlu’yla tanışmam. İlk kez okuyordum Kutlu’yu ve iğde ağacını ilk kez kokluyordum. Kitap iğde kokusuyla başlıyordu ve ben iğdenin ne olduğunu bilmediğim hâlde kokusunu almıştım. Sonraları ne zaman bir iğde görsem aklıma Mustafa Kutlu, Rüzgarlı Pazar geliyordu…

Kitabı yıllar sonra bir daha okuduğum halde burada 10 yıl önce yazdığım özetin tamamını paylaşacağım. Küçük bir hatıra, Mustafa Kutlu’yla ilk tanışmamdan o yaştaki bana kalan özet budur. 🙂


RÜZGARLI PAZAR / KİTAP ÖZETİ / 2005

İlk sayfalar iğdeden bahsediyor. Sonra yazar Duran’ı tanıtıyor. Sefil, yoksul, fakir bir çocuk. Babası hasta. Evi Duran geçindiriyor. Ailesi ona muhtaç. Şehre kış gelince gelmişler. Babası iş bulmuş ama sonra hastalanmış. Hastalığı da artmış. Ne yapsın Duran’a muhtaç. Duran olmasa ev nasıl geçinsin. Duran da balon satıyor. Bir üst geçitte yeri var. Rüzgarlı Pazar’da onun yeri de orası işte. (Burada bir üst geçit ve üzerinde satıcıları çizmişim.)

Yazar pazarı anlatmaya başlıyor. Şapkacı Bacı, Duran, dilenciler falan filan… Duran ince sesi ile balon satmak için çok güzel bağırıyor. Pazarda işler yolunda. Ekmek parası… Yazar Duran’ın evine gidiyor. Recep Bey ile konuşuyor. Recep Bey başlıyor anlatmaya. Hastalığını, parasızlığı, doktor var ama para yok. Parasızlık çok kötü.

Yazar Duran’la konuşurken Duran’ın ara sıra gördüğü meleklerden bahsediyorlar. Yazar anlatmasını istiyor. Duran direniyor ama en sonunda anlatıyor. Ara sıra gördüklerini söylüyor. İş olmadığı zaman. Ağızları, kanatları yok ama uçuyorlar. Duran bir şey satamayınca görünüp “üzülme bugün sıkıntın olmayacak” diyorlarmış. Eve parasız gelince annesinin para getirdiğini görmüş. Meğer annesi o gün temizliğe gitmiş. Fakirlik ne kötü…

Yazar Çiçekçi Cemile’den, adamotu satan Hacı’dan ve Pislik Ateş’ten bahsediyor. Çiçekçi Cemile çiçek satıyor. Kocasının kumar borcu var. Bu yüzden borç alacaklılar Cemile’nin kocasının peşinde. Cemile de parasını bu adamlara veriyor. Ama Cemile mutlu.

Adamotu satan adam birçok ot daha satıyor. Sağlık için çok iyiymiş. Adama hacı diyorlar ama hacı değil. Hacca gitmek için para biriktiriyormuş. İnşallah giderse gerçek hacı olacak. Pazarda bir telaş çıkıyor. Zabıta mı? Hayır. Baskın mı? Hayır. Bu Pislik Ateş. Her satıcının yanına geliyor. Sabahtan beri kazandıkları parayı satıcılar Ateş’e veriyorlar. Adı üstünde Pislik. Haksız para alıyor. Vermeyene de yanındaki iki gorili dövmeleri içim emrediyor. Ateş Duran’ın yanına geliyor. Nimet ablasına terbiyesizce hareketler yapıyor. Duran haykırıyor. Fakat göğsüne bıçak saplanıyor. “Battal Abi” diye bağırıyor. Battal Abi geliyor ve adamları kovuyor.

Yazar Nimet’ten bahsediyor. Babası fakir. Çok yoksullar. Bir zamanlar ev almışlar. Şimdi babası iyi ki almışız diyor. Duran Nimet’lere gidiyor. Küçük bir ev ve bahçesi. Bahçesinde ağaçlar. Güzel bir ev. Nimet’in babasıyla konuşuyor, sohbet ediyorlar. Nimet’in tezgahı küçük bir yerde. Pil, kalem gibi şeyler satıyor. Kör olduğu için Duran yardım ediyor. Çaycı Cino da var. Her sabah çay getirir. Bir gün Pala Abi onu görmüş. Sokaktaymış. Yedirmiş içirmiş, o da çırak olmuş. Daha sonra pazara Cesur geliyor. Nimet’in içi ısınıyor.

Rüzgarlı Pazar’da çok dilenci vardır. Bir çocuk direklerin dibinde kitabını açmış ders çalışıyor. Kimse para vermiyor. Belki gerçekten ihtiyacı var. Belki gerçekten okumak istiyor. Kim bilir… (Burada yine üst geçit resmi çizmişim, Duran, Cesur ve Nimet’in tezgahları var. Çaycı Cino da “Çaylarr” diye seslenerek geçiyor. 🙂

Yazar doktordan bahsediyor. Doktorluğu kış gününde belirmiş. Şapkacı Bacı üşütmüş. Doktor ona yardım etmiş. Bu hallere gelmesi ise bir kızın hayatını kurtaramamasıymış. Kapiş diye de bir köpeği var. Bir gece doktor uyuyakalmış köprüde. Kapiş üzerine yatmış ve onu ısıtmış. Sabah ise doktor her şeyden habersiz “Haydi Kapiş yemeğe” demiş.

Daha sonra Nimet ile Cesur tanışıyor. Birbirlerinin evlerini öğreniyorlar. Sohbet ediyorlar. Cesur sonradan körmüş. Nimet ise anadan doğma kör. Cesur Nimet’e kolye alıyor. Biraz kolyecilerden bahsediyorlar. Bir oğlan bir kız. Oğlan kızda para vardır düşüncesi ile evlenmiş. Bunların tiplerinden bahsediliyor. İkisinin tipi zıt. Yani oğlan kız gibi, kız da oğlan gibi.

Nimet Cesur ile dolaşıyor. Cesur kör haliyle top oynayabiliyor. Dolaşıp geziyorlar. Sohbet ediyorlar. Daha sonra Dürümcü Baba’dan bahsediliyor. Kızı Almanya’ya gitmiş. Sinan Çetin kızını bulup geliyor. Ama Dürümcü Baba Almanya’ya gitmiyor. Cesur Nimet’e sopa kullanmasını öğretiyor. Nasıl tutulacağını, önüne bir engel çıkınca ne yapması gerektiğini anlatıyor.

Duran’ın tezgahına güzel bir kız balon almaya geliyor. Duran aşık oluyor. Hep kızın yolunu gözlüyor. Duran aşkından yanıyor. İçinde hisler oluşuyor.

Şapkacı Bacı hayatını kaybediyor. Herkes işini bırakıyor. Pazar sakin, sessiz. Soğuk havada defnediliyor.

Dürümcü Baba Almanya’ya gitmiyor. Kızı geri dönüyor. Dürümcü Baba kalıyor.

Doktor Cesur ve Nimet’le konuşuyor. Doktor onları evlendirmek istiyor. İkisi de utanıyor, kızarıyor. Doktor sözünde duruyor ve onları evlendiriyor.

Duran’ın aşık olduğu kız bir erkekle dolaşıyor. Duran şok oluyor. Kız çakmak fiyatlarını soruyor. Duran şokta. Çocuk arkasından “Manyak mıdır nedir?” diyor.

Manyak mıdır nedir?

Manyak mıdır nedir?

Manyak mıdır nedir?

Masal bitti.


RÜZGARLI PAZAR

Yazar: Mustafa Kutlu

Yayınevi: Dergâh Yayınları

Web Sitesi: dergah.com.tr


ARKA KAPAK METNİ

Rüzgarlı Pazar yazarın önceki dört eserinden farklı olarak halk hikayesinden masala doğru yürüyen bir özellik taşımakta. Bu kitap için “Bir kent masalı” tabiri kullanılsa yerinde olur. Mustafa Kutlu; bu uzun hikayesinde esas itibarı ile “yoksulluk” temasını işliyor. Sevginin, dayanışmanın, merhametin destansı hikayesini sunuyor.

Seyahat etmeyi çok seviyorum. Fotoğraf çekmek ve kitap okumak ise hayatımın bir parçası.